Dr. Elif Demir Uğur
Blog’a dön

Ödünç Işık: Aynalanmak Üzerine Bir Mesel

Kelimeleriniz başka bir vitrinde belirdiğinde: bir kuyu, bir ayna ve kimsenin kopyalayamayacağı kaynak üzerine eski bir hikâye.

  • psikoloji
  • psychology
  • kişisel gelişim
  • personal development
  • yaratıcılık
  • creativity

Eski bir hikâye anlatılır.

Bir kasabanın kıyısında, suyu hiç eksilmeyen bir kuyu varmış. Kim gelirse gelsin, kuyu suyunu esirgemezmiş. Testisi olan testisiyle, avucu olan avucuyla alırmış payını.

Günlerden bir gün, kasabaya bir yolcu gelmiş. Yolcunun testisi yokmuş; ama parlak bir aynası varmış. Kuyunun başına oturmuş ve aynasını suya tutmuş. Aynada su gibi görünen bir parıltı belirmiş. Yolcu bu parıltıyı kasaba kasaba gezdirip "bakın, bende de su var" demiş.

Bir süre işe yaramış bu. Uzaktan bakan, aynadaki parıltıyı sudan ayıramamış.

Ama ayna su tutmaz.

İçen olmamış ondan. Susuzluğu dindirmemiş. Ve güneş her yön değiştirdiğinde, yolcunun yeniden bir kuyu bulması gerekmiş.

Kuyuya gelince... Kuyu, suyunu vermeye devam etmiş. Çünkü kuyunun bilgeliği şuymuş: aynaya yansıyan, suyun sadece yüzeyiymiş. Kaynak, toprağın derinliklerinde, kimsenin kopyalayamayacağı yerdeymiş.

Hepimizin tanıdığı bir an

Bu meselin modern hayatta bir karşılığı var ve çoğumuz bir versiyonunu yaşamışızdır.

Emek vererek olgunlaştırdığınız bir fikri, yıllarınıza mal olmuş bir bakış açısını, hatta kendi cümlelerinizi bir gün başka bir vitrinde görürsünüz. Şaşırırsınız. Belki içiniz burkulur. "Bu benim kuyumdan çıkmıştı" dersiniz sessizce.

Bu deneyim, sanıldığından daha yaygındır ve iki tarafı da anlamayı hak eder.

Psikolojide aynalama

Psikolojide aynalama (mirroring), kişinin karşısındaki insanın ilgi alanlarını, ifade biçimini, hatta değerlerini yansıtarak bağ kurmaya çalışması olarak tanımlanır. Küçük dozlarda son derece insani ve zararsızdır; empati dediğimiz şeyin akrabasıdır. Hepimiz sevdiğimiz insanlardan kelimeler, jestler, bakış açıları ödünç alırız.

Mesele, ödünç almanın bir kimlik stratejisine dönüştüğü yerde başlar. Kendi iç kaynağıyla henüz bağ kuramamış bir insan, güvenliğini başkalarının parıltısında arayabilir. Bunu yapan kişi çoğu zaman kötü niyetli bir plan yürütmez; içindeki boşluğun farkında bile olmayabilir. Aynası, taşıyabildiği tek şeydir.

Bunu anlamak, olanı onaylamak anlamına gelmez. Ama anlamak, öfkeyi dönüştürür: karşınızdaki bir düşman değil, kendi kaynağını henüz bulamamış bir insandır.

Kaynak kopyalanamaz

Burada, üretmeye devam eden herkesin hatırlaması gereken sessiz bir gerçek var.

Kelimeler kopyalanabilir. Üslup taklit edilebilir. Bir fikir, başka bir ambalajda yeniden sunulabilir. Ama o kelimeleri doğuran şey; yaşanmışlık, iç görü, yılların damıttığı o bakış... o, toprağın altındaki kaynaktır ve yer değiştirmez.

Kopya, her zaman bir fotoğraftır: çekildiği anın görüntüsünü taşır ama akmaz. Kaynak ise akmaya devam eder; yarın yeni bir cümle, yeni bir görüş, yeni bir derinlik üretir. Aradaki farkı zaman, hiç zorlanmadan gösterir.

Peki ne yapmalı?

Böyle bir durumla karşılaşan kişi için üç adım öneriyorum; üçü de öfkeye değil, öz-değere yaslanır:

1. Fark edin, ama peşine düşmeyin. Olanı görmek önemlidir; görmezden gelmek değil. Ama gördükten sonra zihninizi oraya taşımak, orada gece gündüz dönen bir iç konuşma kurmak, enerjinizi kaynaktan alıp kopyaya yatırmaktır. Kopyayı izleyerek geçen her saat, üretilmemiş bir sayfadır.

2. Sınırlarınızı şefkatle ama netlikle çizin. Cömertlik bir erdemdir; sınırsızlık ise değildir. Kiminle ne derinlikte paylaşım yapacağınızı seçmek, cimrilik değil öz-saygıdır. "Herkese açık olan" ile "emeğimin mutfağı" arasına bir eşik koymak, kuyunun ağzına bir taş dizmek gibidir: su yine verilir ama kaynak korunur.

3. Üretmeye dönün. Özgünlüğün en güçlü koruması, üretkenliğin kendisidir. Kimse sizin yarın yazacağınız cümleyi bugünden kopyalayamaz. Kaynak aktıkça, kopya ile arasındaki mesafe kendiliğinden açılır.

Kapanış

Kuyu, aynaya kızmamış.

Sadece derinleşmeye devam etmiş.

Sizin de emeğinizin başka vitrinlerde dolaştığını gördüğünüz oldu mu? O anda neyi seçtiniz: kopyayı izlemeyi mi, kaynağa dönmeyi mi?

---

Bir dilin unutulmasıyla başlayan, bir uyanışla devam eden yolculuk.

AURORA · Elif Demir Uğur

Bu yazıdaki hikâye bir meseldir; herhangi bir gerçek kişiyi, kurumu veya hesabı tarif etmez. Aynalama bölümü genel psikoloji literatürüne dayanan eğitici bir özettir; hiç kimse hakkında tanı veya değerlendirme içermez.